Torbeşlerde Doğum, Lohusalık ve Çocuk Büyütme Gelenekleri
Balkanların dağlık bölgelerinde asırlardır kendi kapalı sosyokültürel yapısı içinde yaşayan Torbeşlerin (Makedonca konuşan Müslümanların) halk bilimi öğeleri arasında, insan hayatının en önemli geçiş dönemlerinden biri olan "doğum" etrafında şekillenen ritüeller büyük bir yer tutar. Eski Türk inançları ile İslamiyet'in iç içe geçtiği bu gelenekler, yeni doğan bebeği ve anneyi görünmez tehlikelerden korumayı ve çocuğun geleceğini güvence altına almayı hedefler.
Hamilelik Dönemi ve Tabular
Torbeş toplumunda hamile kadının (yüklü) hem kendi sağlığını hem de bebeğin ahlakını ve fiziksel yapısını korumak için uyması gereken bazı tabular (yasaklar) vardır. Anne adayına, çocuğun ileride hırsız ve söz dinlemez olmaması için kesinlikle haram lokma yememesi öğütlenir. Doğacak bebeğin fiziksel bir kusuru olmasın (örneğin dudağı yarık olmasın) diye tavşan eti, vücudunda benekler çıkmasın diye ciğer yedirilmez. Ayrıca hamile kadının televizyonda veya çevresinde korkunç yaratıklara ve çirkin şeylere bakmasının çocuğun güzelliğini veya psikolojisini olumsuz etkileyeceğine inanılır. Çocuğun cinsiyetini tahmin etmek için de bazı pratikler uygulanır; örneğin annenin yediği ayva çekirdeğinin içindeki şekil çatala benziyorsa kız, kaşığa benziyorsa erkek çocuk olacağı düşünülür.
Doğum Anı ve Göbek Bağı Ritüelleri
Kırsal bölgelerde doğumlar genellikle köyün tecrübeli kadınları olan ve "ebe ana" olarak büyük saygı gören kişiler tarafından gerçekleştirilir. Doğumun kolay olması için evdeki kapalı, kilitli ve düğümlü olan her şey açılır; kadının saç örgüsü çözülür. Bu "düğüm tabusu", bebeğin dünyaya gelişindeki engellerin sembolik olarak kaldırılmasını ifade eder.
Doğum gerçekleştikten sonra bebeğin göbek bağı kesilir ve bu parçanın atıldığı yerin, çocuğun gelecekteki karakterini veya mesleğini belirleyeceğine inanılır. Göbek bağı cami avlusuna atılırsa dindar, okul bahçesine atılırsa okumuş, evde saklanırsa evine ve ailesine bağlı bir insan olacağı düşünülür. Bebek doğduktan sonra terinin kötü kokmaması için cildi tuzlu suyla yıkanır veya vücuduna tuz sürülür.
Lohusalık ve "Al Basması" İnancı
Doğumdan sonraki 40 günlük lohusalık dönemi, hem anne hem de bebek için en kritik ve tehlikeli süreç olarak görülür. Kötücül ruhların (Al Karısı) lohusaya ve bebeğe zarar vermesini (Al basması) engellemek için lohusa karanlıkta asla yalnız bırakılmaz ve odasının ışığı sürekli açık tutulur. Kötü varlıkları uzak tutmak amacıyla yastığın altına Kur'an-ı Kerim, demir, makas, çuvaldız veya bıçak konulurken; anneye de koruyucu olarak kırmızı bir kurdele takılır. Kırkı çıkmamış iki lohusa kadının birbirini ziyarete gitmesi "kırk karışması" inancı nedeniyle yasaktır; eğer karşılaşırlarsa kırklarının birbirini basmaması için aralarında iğne değiştirirler veya birbirlerinin birer düğmesini koparırlar.
Kırk Çıkarma (Kırklama) ve Bebek Görme
Bebeğin kırkıncı gününde, onu manevi olarak arındırmak ve topluma karıştırmak için "kırk çıkarma" (kırk banyosu) ritüeli yapılır. Bu özel banyo suyunun içine dualar eşliğinde 40 adet küçük taş, 40 buğday tanesi, zeytin yaprakları, nazar boncuğu ve bereket getirmesi için gümüş veya altın bozuk paralar atılır. Anne ve bebek bu suyla yıkandıktan sonra ancak dışarı çıkabilirler.
Kırkı çıkan bebek ilk defa bir akraba veya komşu ziyaretine götürüldüğünde buna "kırk uçurma" denir. Gidilen evde bebeğin kundağına veya cebine; tok ve kısmetli olması için ekmek, sağlıklı olması ve ileride hırsızlık yapmaması için yumurta konulur.
İlk Diş, Saç Kesimi ve Diğer Gelenekler
Torbeş geleneklerinde bebeğin ilk dişi çıktığında, bunu ilk gören kişinin bebeğe bir hediye (genellikle giysi veya altın) alması adettir. Çocuğun ilk saçı kesileceği zaman ise, kesilen saç altınla tartılır ve ağırlığı kadar maddi değer fakirlere sadaka olarak dağıtılır. Bebeklerin nazardan korunması için elbiselerine mavi nazar boncuğu takılırken, gece vakti aynaya baktırılmamasına (rüyasında korkmaması için) ve küçük çocukların üzerinden atlanmamasına (boyunun kısa kalacağı inancıyla) büyük özen gösterilir.